Uluslararası kamuoyunun büyük bir umutla beklediği diplomatik temaslar, Orta Doğu’da suların yeniden ısınmasına neden oldu.
Reuters ve AP gibi prestijli haber ajanslarının aktardığı bilgilere göre, müzakere masasında nükleer programdan bölgesel güvenliğe kadar pek çok kritik başlık bulunuyordu. Ancak görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması, özellikle İsrail cephesinden gelen sert açıklamalarla birleşince bölgedeki askeri hareketliliğin artacağı yönündeki endişeleri körükledi.
Müzakerelere kimler katıldı ve taraflar ne talep etti?
İslamabad’daki zirvede Amerikan heyetine ABD Başkan Yardımcısı JD Vance liderlik etti. Görüşmelerin temel amacı, son dönemde tırmanan gerilimi düşürecek bir yol haritası belirlemekti. Washington yönetimi, İran’ın nükleer programı konusunda somut geri adımlar atmasını ve bölgedeki milis gruplara desteğini kesmesini talep etti. Öte yandan İran tarafı, yaptırımların tamamen kaldırılması ve ekonomik izolasyonun sona ermesi konusunda ısrarcı bir tutum sergiledi. Tarafların birbirlerinin taleplerini “aşırı” ve “gerçek dışı” bulması, diplomatik kanalların tıkanmasındaki ana etken oldu.
Müzakere masasında hangi başlıklar öne çıktı?
Yaklaşık 21 saat süren yoğun mesaide dört temel başlık öne çıktı:
- İran’ın nükleer programı: Zenginleştirilmiş uranyum seviyeleri ve denetimler.
- Hürmüz Boğazı güvenliği: Enerji koridorunun emniyeti ve geçiş hakları.
- Ekonomik yaptırımlar: ABD’nin uyguladığı ticari kısıtlamaların geleceği.
- Ateşkes koşulları: Bölgesel çatışmaların durdurulması için gerekli şartlar.
Bu başlıkların hiçbirinde ortak bir paydada buluşulamaması, diplomatik zeminin ne kadar zayıf olduğunu bir kez daha kanıtladı.
İslamabad neden bu kritik zirvenin merkezi oldu?
Pakistan, hem İran ile komşu olması hem de ABD ile uzun süreli askeri ve siyasi ilişkileri bulunması nedeniyle “kolaylaştırıcı” bir rol üstlenmek amacıyla ev sahipliği yaptı. İslamabad, bölgedeki bir çatışmanın kendi sınır güvenliğini de tehdit edeceğinin bilinciyle tarafları bir araya getirmek için yoğun çaba sarf etti. Ancak Pakistanlı yetkililerin tüm arabuluculuk girişimlerine rağmen, Washington ve Tahran arasındaki ideolojik ve stratejik uçurum aşılamadı.

Gerilim ne zaman tırmandı ve İsrail nasıl tepki verdi?
Görüşmelerin sonuçsuz kalmasının hemen ardından İsrail kanadından gelen açıklamalar, dikkatleri bölgedeki askeri senaryolara çevirdi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, olası bir ateşkesin kalıcı bir barış anlamına gelmediğini vurgulayan mesajlar paylaştı. En dikkat çekici çıkış ise İsrail Enerji Bakanı Eli Cohen’den geldi. Cohen, anlaşma sağlanamamasının İran’a yönelik yeni bir operasyonun önünü açabileceğini ve Lübnan’daki saldırıların kapsamının genişletilmesi gerektiğini savundu. Bu durum, diplomatik başarısızlığın sahada doğrudan bir çatışmaya dönüşebileceği ihtimalini güçlendirdi.
Diplomatik zemin neden zayıfladı ve taraflar neyle suçlanıyor?
Görüşmelerin dağılmasının ardından hem ABD hem de İran tarafı suçu birbirine attı. Washington, İran’ın nükleer faaliyetlerinde şeffaflık sağlamadığını iddia ederken; Tahran, ABD’nin dayatmacı bir politika izlediğini ve uluslararası hukuku hiçe saydığını öne sürdü. Bu karşılıklı suçlamalar, bölgedeki güven bunalımının en üst seviyeye çıktığını gösteriyor. Aynı zamanda Lübnan’da süren İsrail saldırıları ve sivil kayıplar, Birleşmiş Milletler tarafından sert bir dille eleştirilse de sahadaki gerilimi düşürmeye yetmedi.
Görüşmelerin dağılması küresel piyasaları nasıl etkileyecek?
Orta Doğu’daki istikrarsızlık sadece siyasi değil, ekonomik bir kriz potansiyeli de taşıyor. Özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki askeri hareketlilik ve mayın temizleme faaliyetlerinin başlaması, küresel enerji arzı için büyük bir risk teşkil ediyor. Petrol tankerlerinin geçiş güvenliğine ilişkin belirsizlikler, petrol fiyatlarında dalgalanmalara neden olabilir. Uzmanlar, diplomatik bir çözüm bulunamaması halinde enerji maliyetlerinin artacağını ve bunun küresel enflasyonu tetikleyebileceğini belirtiyor.
Sonuç
ABD ve İran arasındaki İslamabad görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanması, Orta Doğu’da barış umutlarını bir kez daha erteledi. Diplomasinin yerini tehdit diline bırakması, bölgenin çok daha karmaşık ve tehlikeli bir sürece girdiğini gösteriyor. İsrail’in saldırgan söylemleri ve Hürmüz Boğazı’ndaki stratejik hareketlilik, önümüzdeki günlerin yeni çatışmalara gebe olduğuna işaret ediyor.
- Taraflar arasında güven tamamen sarsılmış durumda.
- Bölgesel gerilim enerji piyasalarını tehdit ediyor.
- İsrail’in müdahale olasılığı her zamankinden daha yüksek.

