I. Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından, Mondros Mütarekesi ile İstanbul’un işgal altında olduğu bir dönemde gerçekleşen bu yargılama, hem dönemin iç siyasi çekişmelerini hem de dış baskıların yargı üzerindeki etkisini gözler önüne sermektedir.
Mehmed Kemal Bey, Ermeni Tehciri sırasında görevini kötüye kullandığı iddiasıyla yargılanmış olsa da, davanın yürütülüş biçimi ve sonrasındaki gelişmeler, olayı bir “hukuk davası” olmaktan çıkarıp bir “bağımsızlık sembolü” haline getirmiştir.
Mehmed Kemal Bey kimdir ve hangi görevlerde bulundu
1884 yılında Beyrut’ta doğan Mehmed Kemal Bey, mülkiye eğitimi aldıktan sonra Osmanlı Devleti’nin çeşitli kademelerinde görev yapmış bir devlet adamıdır. En çok bilinen görevi, I. Dünya Savaşı yıllarında yürüttüğü Boğazlıyan Kaymakamlığı ve Yozgat Mutasarrıf Vekilliği’dir. Görevi sırasında bölgedeki asayişi sağlamak ve dönemin zorlu koşullarında devlet otoritesini korumakla yükümlüydü.
Kemal Bey, eğitimli ve vatansever bir bürokrat olarak tanınıyordu. Ancak savaşın bitimiyle birlikte kurulan yeni siyasi dengeler, onu ve onun gibi pek çok devlet görevlisini hedef tahtasına oturttu. İşgal güçlerinin baskısı altında kurulan mahkemeler, Kemal Bey’i tehcir sürecindeki uygulamalarından sorumlu tutarak tarihe geçecek bir yargılama sürecini başlattı.
Boğazlıyan kaymakamı neden asıldı ve suçlamalar nelerdi
Mehmed Kemal Bey’in idamına giden süreçte temel suçlama, 1915 yılındaki Ermeni Tehciri sırasında Yozgat ve Boğazlıyan bölgelerinde “görevini kötüye kullanmak” ve “sivillere yönelik şiddet olaylarına engel olmamak” üzerine kurulmuştur. Ancak davanın detayları incelendiğinde, suçlamaların somut delillere dayanmaktan ziyade, tanık ifadeleri ve o günün işgal psikolojisiyle şekillendiği görülmektedir.
Dönemin Nemrut Mustafa Paşa Divan-ı Harbi (Örfî İdare Mahkemesi) tarafından yargılanan Kemal Bey, mahkeme sürecinde kendisine yöneltilen tüm iddiaları reddetmiştir. Savunmasında, yalnızca devletin verdiği emirleri yerine getirdiğini ve asayişi korumaya çalıştığını belirtmiştir. Ancak mahkeme, dış baskıların ve İstanbul hükümetinin üzerindeki siyasi yükün etkisiyle 8 Nisan 1919’da idam kararı vermiştir.
İdam kararı ne zaman ve nerede infaz edildi
Mahkemenin verdiği ağır karar, 10 Nisan 1919 tarihinde İstanbul’un tarihi merkezlerinden biri olan Beyazıt Meydanı’nda infaz edildi. İdam sehpasındaki son sözleri, Türk milletine ve vatanın geleceğine olan bağlılığını simgeler nitelikteydi. Kemal Bey, son nefesinde halka hitaben vatanın bağımsızlığına olan inancını dile getirmiş, bu durum halk üzerinde derin bir üzüntü ve uyanış yaşatmıştır.

İnfazdan sonra halkın gösterdiği büyük tepki, Kemal Bey’in bir suçlu değil, bir kurban olarak görüldüğünün en büyük kanıtıydı. Cenazesi, binlerce kişinin katıldığı sessiz ama vakur bir törenle Kadıköy Kuşdili Mezarlığı’na defnedildi.
Mütareke dönemi yargılamaları nasıl gerçekleşti
Mehmed Kemal Bey’in yargılandığı dönem, Osmanlı Devleti’nin fiilen işgal altında olduğu ve İtilaf Devletleri‘nin İstanbul’da söz sahibi olduğu bir süreçti. Bu mahkemelerin kurulmasındaki ana motivasyon, işgal kuvvetlerine şirin görünmek ve barış görüşmelerinde daha hafif şartlar elde edebilmekti. Bu nedenle, mahkemelerin bağımsız ve tarafsız bir yargılama yürüttüğünü söylemek tarihsel açıdan zordur.
Dönemin hukukçuları ve tarihçileri, yargılama sürecindeki usulsüzlüklere, lehteki tanıkların dinlenmemesine ve kararın önceden verilmiş olduğu gerçeğine dikkat çekmektedirler. Kemal Bey, aslında bir dönemin ve bir devlet politikasının bedelini şahsen ödetilmek istenen bir figür olmuştur.
Mehmed Kemal Bey ne zaman milli şehit ilan edildi
Cumhuriyetin ilanından önce, milli mücadelenin devam ettiği bir atmosferde, Ankara’daki Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) bu haksızlığa kayıtsız kalmadı. 14 Ekim 1922 tarihinde çıkarılan özel bir kanunla, Boğazlıyan Kaymakamı Mehmed Kemal Bey, “Milli Şehit” ilan edildi.
Bu karar, sadece Kemal Bey’in itibarını iade etmekle kalmamış, aynı zamanda İstanbul’da işgal altındaki mahkemelerin verdiği kararların Milli Mücadele hükümeti tarafından tanınmadığının da bir göstergesi olmuştur. Ailesine maaş bağlanmış ve hatırası devlet güvencesi altına alınmıştır. Bugün Mehmed Kemal Bey, vatanı için canını veren bir bürokrat ve haksız yargılamanın sembolü olarak anılmaktadır.
Sonuç
Boğazlıyan Kaymakamı Mehmed Kemal Bey’in idamı, sadece bireysel bir trajedi değil, çökmekte olan bir imparatorluğun yaşadığı siyasi sıkışmışlığın acı bir sonucudur. İşgal baskısı altında verilen bu karar, Türk halkının milli bilincinin uyanmasında önemli bir katalizör görevi görmüştür. Günümüzde de bu olay, hukukun siyasi amaçlarla araçsallaştırılmasının tehlikelerini hatırlatan önemli bir tarihsel ders niteliğindedir.

