Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun kaybolmasının üzerinden geçen yaklaşık 4 yılın ardından, yürütülen soruşturma dosyası yeni bir boyut kazandı.
Resmi verilere göre, soruşturmayı derinleştiren savcılık, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’i “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçlamasıyla sulh ceza hakimliğine sevk etti. Bu gelişme, kayıp vakasının sadece bir arama kurtarma faaliyeti değil, aynı zamanda yargı sürecinde ciddi iddiaları barındıran bir dosya haline geldiğini gösteriyor.
Soruşturma kapsamında yöneltilen ağır suçlamalar
Gülistan Doku soruşturmasında gelinen son noktada, Tuncay Sonel’e yönelik suçlamaların kapsamı oldukça geniş tutuldu. Edindiğimiz bilgiye göre, savcılık tarafından Sonel’e yöneltilen suçlamalar arasında şunlar yer alıyor:
- Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme,
- Bilişim sistemini engelleme ya da verileri yok etme,
- Özel hayatın gizliliğini ihlal,
- Kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme,
- Resmî belgeyi bozma veya gizleme.
Savcılık ifadesinde bu başlıklar altında toplanan iddialar, dosyanın seyrini doğrudan etkileyecek nitelikte değerlendiriliyor. Özellikle delillerin karartıldığı yönündeki şüpheler, yargı makamları tarafından titizlikle inceleniyor.
Bilişim sistemleri ve kişisel veriler üzerindeki iddialar
Soruşturma dosyasında yer alan bilgilere göre, olaydan sonraki süreçte bazı dijital verilerin manipüle edildiği veya erişiminin engellendiği iddia ediliyor. Bu durumun, Gülistan Doku’nun son görüldüğü anlara ait görüntüler veya telefon trafiğiyle ilgili olabileceği üzerinde duruluyor. Resmi verilere göre hazırlanan sorgu tutanaklarında, bu verilerin hukuka aykırı şekilde ele geçirilip geçirilmediği sorusuna yanıt arandığı belli oldu.
Gizli tanık beyanları ve cesedin gizlendiği iddiası
Dava dosyasında en çok dikkat çeken noktalardan biri de gizli tanık beyanları oldu. Edindiğimiz bilgiye göre, savcılık sorgusu sırasında Tuncay Sonel’e, Gülistan Doku’nun cesedinin gizlice gömüldüğüne dair beyanlar doğrudan soruldu. Tanığın ifadelerinde, olayın bir intihar vakası gibi gösterilerek baraj gölüne odaklanıldığı, ancak gerçekte farklı gelişmelerin yaşandığı iddia ediliyor.
Söz konusu iddialara yönelik Tuncay Sonel’in savunması da netleşti. Sonel’in, ifadesinde bu yöndeki tüm anlatımları reddettiği, delil karartma veya benzeri bir eylemde bulunmadığını beyan ettiği açıklandı. Olayın başından itibaren yasal çerçevede hareket ettiğini belirten Sonel, suçlamaların asılsız olduğunu savundu.
Baraj ve intihar ekseni tartışılıyor
Gülistan Doku’nun kaybolmasının ardından kamuoyunda ve resmi açıklamalarda ağırlıklı olarak baraj gölünde bir intihar ihtimali üzerinde durulmuştu. Ancak konuşulanlara göre, soruşturma dosyasına giren yeni tanık beyanları bu tezi sarsacak nitelikte. Savcılık, soruşturmanın yönünü sadece su altı aramalarından çıkararak, karadaki olası senaryolara ve idari süreçlerdeki ihmal veya kasıt iddialarına çevirmiş durumda.
Sonuç
Gülistan Doku vakası, aradan geçen yıllara rağmen Türkiye’nin gündemindeki yerini korumaya devam ediyor. Dönemin mülki amiri olan Tuncay Sonel’in tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edilmesi, adaletin tecellisi noktasında kritik bir viraj olarak değerlendiriliyor. Suç delillerini yok etme ve resmi belgeyi bozma gibi ağır ithamların yargı sürecinde nasıl karşılık bulacağı, dosyanın aydınlatılması açısından büyük önem taşıyor. Soruşturmanın çok yönlü olarak sürdürüldüğü ve yargı sürecinin sonucunda tüm gerçeklerin gün yüzüne çıkması bekleniyor.

